Son yazılar

13 Şubat 2018 Salı

Film Önerisi: Murder on the Orient Express & The Shape Of Water


İki film tanıtacağım. Oscar'da 13 dalda adaylığı olan The Shape of Water(Suyun Sesi) ve Agatha Christie başyapıtlarından Murder on the Orient Express( Doğu Ekspresinde Cinayet )filmleri.

Agatha Christie ile başlamak istiyorum. Çok büyük hayranıyım. Lise ve Üniversite hayatım boyunca kitaplarını okuyup biriktirdim. Annem kitaplığa bakıp maaşım der hep :) Neden bilmiyorum ama Tess Gerritsen'la benzer olduklarını düşünüyorum. Halbuki tam olarak aynı değillerdir.Belkide iki yazara da aşırı derecede takıntılı olduğum içindir.



Her ne kadar film tanıtmaya gelmiş olsam da ben size kitabını okumanızı tavsiye ediyorum daha çok.Zira kitaptaki karakterlerle filmdekiler arasında belirgin farklılıklar var. Ama filmde bir şey öğrendim, öğrendiğim şeye hem gülüp hem de ne saftrikmişim ben yahu diye tepki verdim. Agatha'nın dedektifi Hercule Poirot'ın soyadı "puaro" diye okunuyormuş. Ben daima peyrıt diye okuyarak Agatha'nın ruhuna işkence etmişim haberim yok :D 

Poirot, Sherlock'tan farklıdır elbet... Takıntılıdır. Tamamen psikoloji üzerine olayları çözümler.(Filmde bu şekilde göstermemişler misal) Kadınlara karşı cevapsız kalmaz Sherlock gibi.Vardır bir sevdiceği yani. Tam bir bıyıklı üstattır. Nazik bir Belçikalı'dır. Fakat yayınlandığı yıllar ve acımasızlığını düşündüğümde Poirot'ın hep ırkçı olduğunu düşünürüm. Belçika gibi bir ülkeden olup ırkçı olmamak garip olurdu zaten. Kral II. Leopold'un Kongo Katliamını çoğu kişi bilir. Köle sisteminin en yaygın olduğu ülke. Okurken tavırlarından, yazarın çekimser kalmasından dolayı hep böyle düşündüm. Neyse :) Filmdeki dedektif Hercule Poirot kitaptakiyle uyuşmuyor hem karakter hemde görüntü olarak :)



Filmin konusuna gelirsek:

" İstanbul ve Paris arasında sefer yapan bir tren içerisinde geçen konuları anlatmaktadır. 1930'lu yıllarda ulaşımın oldukça zor olduğu zamanlarda bir yerden bir yere en hızlı ulaşım aracı trendir. İnsanlar en güvenilir ulaşım aracı olarak gördükleri trende seyahat ettikleri sırada bir cinayete tanık olsalar da buna kendilerine sorumluluk almamak için ses çıkarmazlar. Öldürülen kişi Amerikalı ve oldukça zengin birisidir. Trende Belçikalı dedektif de bulunmaktadır, olay onu ilgilendirmese de tren karlara gömülüp saatlerce karlar içinde kaldığı için olayı inceleme şansı bulur ve cinayetle ilgili olayları tek tek not alacaktır. Ve şaşırtıcı sonla izleyicinin nefesini kesecektir."

Size film ile ilgili söyleyebileceğim bir noktada kitabı okumadıysanız asla katili tahmin edemeyeceksiniz...



Oyuncularla ilgili ise yıldızı parlayanlar olarak Michelle Pfeiffer ve Johnny Depp. Michelle Pfeiffer'ın duyguyu bu kadar iyi verebilmesi inanılmazdı. Açıkçası öylesine konu mankenliği tarzında oyunculuk beklemiştim ama kadın bir ödül bile alabilirmiş.



Ahh Johnny... Vah Johnny adamım çokta abartı olmayan görünüşüyle her zamanki gibi muhteşemdi.Yani Tim Burtons filmlerinden fırmalama gibi görünmüyordu. Oldukça olağan biri gibiydi.Adam her rolün altından kalkıyor.. Verin bi Oscar! 🏆🏆



Filmle ilgili bir diğer not 1930'ların Türkiye'sini az çok görebilecek olmanız diyeceğim ama diyemiyorum. 1930'larda sanki Fransız ve İngiliz sömürgesi altındaymiş gibi Bir İstanbul çizmişler. Evet doğrudur o yıllarda yabancılarla çok mücadelemiz ve sayelerinde yozlaşma yaşadık ama ekranda tasvir edildiği gibi değildi inanın.1923'ten sonra başörtü yasağı yoktu ama kurumlarda başörtülü çalışan falanda yoktu.Film İstanbul'u kısa da olsa fazlaca kendileri gibi anlatmışlar. Herkes pek bir fransavari giyinişliydi. Demem o ki... Tam bir İstanbul değildi. 



Trende geçen bir film olmasına rağmen kapana kısılmış gibi hissetmiyorsunuz... Bunun en byük nedeni ise kamera çekimleriydi. Yani Çekim ve yönetmenlik 10 puanlık. Filmin yönetmeni ayrıca Hercule Poirot'u canlandıran oyuncumuz.

İzlemek isterseniz film izleme sitelerinden izleyebilirsiniz.

İkinci filmim ise The Shape of Water... Suyun Sesi olarak çevirsek bile festivallerde Aşkın Gücü olarak lanse edilmiş. 



Fakat 13 adaylığı olmasını anlayamadığım bir filmdi. Yani izlediğim Fantastik-Romantizm türündeki filmlerden hiçbir farkı yoktu bence. Güzel ve Çirkin'in Güzel ve Balık adam versiyonu diyebiliriz mi?


Kim ne derse desin bir filmi izlettiren en büyük etkenlerden biri fragmandır. Fragmanı izleyince çok etkilenmiştim. İzlemeliyim dediğim bir filmdi.


Filmi izlerken de ilk başta çok etkileniyorsunuz sonrası ya aslında böyle bir şeyi ben izledim duygusu yaşıyorsunuz.  Komiktir zaten film senaryosu için çalıntı iddiası ortaya çıkmış. Bir oyundan senaryosunun bir filmden ise sahnelerinin çalıntı olduğu söyleniyor.



Konusu: "Soğuk Savaş yıllarında Amerikan hükümetinin gizli bir araştırma tesisinde temizlikçi olarak çalışan dilsiz Eliza Esposito (Sally Hawkins), sıradan geçen günlerinde mesaisine devam ederken, günün birinde arkadaşı Zelda ile birlikte büyük bir sırdan haberdar olur. Laboratuar koşullarında dünyada eşi olmayan bir yaratık üretilmiştir. Hem karada hem de suda yaşayabilen yaratık, zamanla Eliza'yla çok yakın bir bağ kuracaktır. Bakalım bu bağ onları nasıl etkileyecek?"


Filmin en canımı sıkan noktası ise belirgin bir çıplaklık içeriyor olması. Başrol kadın oyuncumuzun banyo sahneleri özellikle.. hem tek başına hemde deniz yaratığı ile olan banyo sahnesi.  O kısmı rahatsız ediciydi, gerek yoktu ama öyle çok ayrıntılı cinsellik sahnesi yoktu. Lan amma açık yazıyorum ha :D Anlatılmak istenen ikisinin arasındaki o müthiş aşktı. Bak işte o aşkı çok mükemmel anlattılar. Bir de sayelerinde yeni bir şey öğrendim; Zoofili, insan ve hayvan arası cinsel eylemi veya böyle eylemlere eğilim göstermeyi tanımlamak için kullanılan bir terim. Filmde bunun olduğunu iddia etmişler,  ben izlediğim için şunu diyebilirim, böyle bir şey yoktu. Zaten spoiler olmasın diye söylemiyorum ama başrol kadınımız da pek *****  biri değil aslında opps :D   Söylemedim :)

Aslında aşklarını şöyle tarif edebilirim. İkisi de aynı durumda... İkisi de sesini duyuramıyordu. Ötelenmiş bir toplumda yaşamaya mahkum edilmiş bir kadın...Bir laboratuvar'da hapis hayatı süren deniz canavarı. Deniz canavarıyla aralarında bir bağ kurulmasının nedeni tamda buydu bence.Bu açıdan çok derin bir filmdi. Tüm bu anlattıklarımla bu filmin hikayesi yerine filmin masalını dinlemeye hazır olanlar bu filmi izlesinler derim. Zira fantastik ve masalımsı bir hikaye izleyecekler.

Filmi daha ilginç kılan kısım ise 1960'ların Amerika'sını anlatıyor olması. Dansın, müziğin fırtına gibi estiği tarihler anlayacağınız. Filmde de izleri var elbet.



Masalsı ve etkileyici yapımları seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz. Masalsı desem de çocuklar için uygun değil bence. Ama unutmayın ağır ilerleyen, etkili sahneleri var. O bahsettiğim ufak açplı çıplaklık sahnelerini 5 saniyelik ilerle tuşuyla es geçebilirisiniz. Cidden zararsız sahnelerdi.. Gereksizdi ama bence metafor yaratmak adına o sahneleri yerleştirmiş yönetmen.

Bir diğer ilginç tarafı ise Filmdeki yaratık,  Ben10 adlı çizgi dizideki deniz yaratığına çok benziyor.

Buyrun: 
Filmdeki Deniz Yaratığı
Çizgi dizideki yaratık :)

Aşkın gerçek bir formu yok diye haykıran filme şans vermek isterseniz, film izleme sitelerinden izleyebilirsiniz. Dublajlı ya da altyazılı izlemek isteyenler ise film 16 Şubat'ta vizyonda olacak!

Okuduğunuz için Teşekkür Ederim ^_^



6 Aralık 2017 Çarşamba

Eminem- Walk On Water Şarkı Çevirisi ve Göndermeler

İlk defa Eminem şarkısı çeviriyorum. Yanlışlarım varsa şimdiden affola. Eminem'i dinleyenler bilir şarkılarında fazla gönderme vardır. Şarkıyı çevirdim ama  göndermeler kısmını bu şekilde bir postla açıklamak istedim. 



Özellikle Stan şarkısının göndermesine ve hikayesine çok şaşıracaksınız. Ama direkt "Stan" ile olaya balıklama atlamak yerine sırasıyla göndermeleri yorumlayacağım. Öncelikle şunu bilelim. "Walk on Water",  'bende sizin gibi bir insanım" diye haykıran Eminem'in atarlı halini anlatıyor. Bu şarkı, Beyonce ile bir düet şarkısı ama çoğu insan nedense Beyonce'un vokalini beğenmedi bir kısmı ise Tanrı ve Tanrıça düet yaptı diye yağ gibi eridi. Ben de Beyonce'un sesine pek alışamadım bu şarkıda niyeyse... Zaten Beyonce olan düeti değil Skylar ile olan düetine çeviri yaptım.

Skylar- Eminem

 Neyse sırasıyla göndermelere açıklık getirelim.


Beyonce ile düet>>

İlk önce orijinal kayıtla bu performans arasındaki fark nedir ona açıklık getirmek istiyorum. Orijinal kayıtta piyano sesi ve kağıta yazılan notlar ve kağıtların buruşturulup atılma sesleri var. Fakat Canlı performansta elbette bu yok. Onun yerine orkestra kullanmayı tercih etmişler. Çok iyi de olmuş :)




TRSUB- Walk On Water - TRSUB from Derya Hyunbinaşkı on Vimeo.




"I know the mark's high, butter–
flies rip apart my stomach"

"Çıta yüksek biliorum, kele-
sinekler midemi paramparça ediyor"

İnsanlar heyecanlandığında midemde kelebekler uçusuyor diyor ya... Eminem rahatsızlığını dile getirmek için butter-flies kısmını ayırıp rap yapıyor. Yani onda kelebekler yerine sinekler var. Rahatsız edici olduğunu düşündüğünden bu tarz bi kelime oyunu yapmış.

Bir kıta da daha bir kelime oyunu var fakat kelime oyununu anlayacağınız şekilde çevirseydim o kısmı anlaşılmaz olacaktı şarkı normal bir bütün olarak çevirdim.

O kısım da şöyle: "But I'm doin' my best to not ruin your ex–
pectations and meet 'em, but first"

"Ama elimden geleni yapıyorum beklentilerinizi karşılamak için ama ilk önce..." diye çevirdim ben. Fakat o kısımda ex dediği yerde hayranların sevdiği başarılı olmuş tüm işlerine gölge düşürmek istemediğini söylüyor. your ex derken zaten işlerinin hayranlar için olduğunu bir kez daha haykırmış.



"Vicodin almak oldukça zor bu yüzden kaale almıyorum bunları"

Vicodin morfinle benzer yapıda uyuşturucu etkisi olan bir ağrı kesici. Eminem'in hap almakla ilgili pekte hoş olmayan bir geçmişi var. Buna atıfta bulunduğunu düşünsem de ingilizce bir deyim de söz konusu. "That's a hard Vicodin to swallow" Vicodin yerine pill demiş olsa 'bunu kabullenmek zor' gibi bir anlam veren deyim var ingilizcede. Aslında bir cümleyle hem hayranlara hem kendine gönderme yapmış oluyor.

"Khakis gibi baskı artıkça yırtılıyorum
Buzulların çatladığını hissediyorum, çünkü"

Burada Khakis'in üzerindeki baskı haki pantolonların kırışmasına yırtılıyormuş gibi ses çıkarmasına  gönderme yapıyor. Bu yüzden bende "baskı arttıkça yırtılıyorum" diye çevirdim. Daha çok orijinal müzikte kağıt yazma yırtılma seslerinden de dayanak aldım diyebilirsiniz.



Nakarat kısmından çok bahsetmeyeceğim çoğunuz anlamışsınızdır. İsa'nın suda yürüme mucizesi sadece Luka incilinde bu mucize geçmez. Diğer üç incilde bir şekilde anlatılır. Asıl önemli olan Eminem'in " İsa su üzerinde yürümüş olabilir ama donmuş su üzerinde" diye iddia eden bir bilimciye karşı, İsa yürüyor ama su üzerinde fakat ben insan olduğum için donmuş su üzerinde yürürüm diyerek son noktayı koyuyor :) Kendince bilim insanına diss atıyor diyebiliriz :D

"Mathers plaklarının" diye çevirdiğim kısımda ise CD yerine Disc demesi çok ilgimi çekti. Bu yüzden CD yerine plak dedim. Mathers da ne evladım diyenlere, Eminem'in adı ve soyadı şu şekilde efendim: Marshall Bruce Mathers III.

"Ben tanrı vergisi değilm, Nas, Rakim,  'Pac, B.I.G., James Todd Smith...
Ve bir prens değilim bu yüzden..." Hepsi Amerika'da ünlü rapçiler.



Speedom parçası, şimdi Big Sean... Tahmin ettiğiniz üzere Speedom onun 2015'te yer aldığı bir düet şarkısı şimdi Big Sean demesi de yeni düetlerinden birinin Big Sean olması... Ama sanki bu durumdan memnun değil. Çünkü Big Sean'ıın rapini eleştiriyor. Tıpkı medya gibi... Annesini rap şarkılarda kullanmasını eleştiriyor. Hatta hızlı gidiyor diye çevirsem de hep aynı şeyi yapııyor gibi bir anlam çıkardım. Burada pek emin değildim. Umarım bozmamamışımdır. BigSean için ritmi hep aynı söylemleri var çünkü.

"Ama bana tepeden bakan kişiler içinde
Benim için önemli olan tek kişi DeShaun"



Deshaun(Proof) Eminem'in çocukluk arkadaşı olan rapçi, 2006'da Detroit'te karıştığı bir bar kavgasında kurşunlanarak öldürüldü. Eminem onun cennette olduğunu düşündüğünden ona tepeden bakabilecek tek kişinin de o olduğunu düşünüyor. Zaten performansta o kısımda yukarıya doğru bakıyor. Anlamamak için aptal numarası yapmak gerek :)

"Özellikle metadondan sonra
Geçmişin izi yavaşça kayboluyor ve Dresden'daki evim
yanıp kül oldu ve evimden geriye kalan tek şey, çimenler"

Eminem 2007'de kullandığı haplardan dolayı metadon zehirlenmesi geçirdi.Buna gönderme yapmış.

Dresden'daki ev derken çocukluğunun geçtiği evi anlatıyor aslında. Ev bilinmeyen kişiler tarafında yakılmış. İnternette arama yaparsanız evin harabe halini bulabilirsiniz.Burada anlatmaya çalıştığı şey "zaman akıp geçiyor baksana, şimdi tüm seyircilerim azaldı" gibisinden kalabalıkların yok olduğunu anlatıyor.



"Ve sarı saçımı yıkama zamanı geldi
Satışlar düştü, perde indirildi"

Eminem'in büyük patlama yaptığı yıllarda saçları sarışındı. Amerika'da o kadar çok seviliyordu ki çılgın hayranları ona benzemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Hatta Stan şarkısını dinleyip klibi izleyenler varsa ne demek istediğimi anlayabilirler.



"Bu yüzden ben ve sen aynı değiliz
Sürt*k ben "Stan"i yazmışım!"

 Eminem Dido ile birlikte düet yaptığı Stan şarkısına atıfta bulunuyor. Şimdi ne alaka diyeceksiniz. Bu adam şarkının başından beri ben insanım beni tanrı gibi görmekten vazgeçin, hata yapıyorum ve ne kadar çok hata yaptığıma inanamazsınız diyor. Bana hayran olurken düzgün olun saçmalamayın demeye çalışıyor. Hatta siz aynı hataya düşmeyin diye Stan şarkısını yazdım size diyor. Stan şarkısının hikayesi ise şöyle;



"Şarkıda stan adında Eminem'in çok sıkı hayranı olan bir çocuğun eminem'e yazdığı mektuplar yer almaktadır. Stan daha önceki bir konserde eminem ile ayaküstü konuşmuş ve mektup yazması durumunda yanıt alacağı konusunda söz almıştır.

Şarkının ilk kısmında Stan'in üçüncü mektubunu eminem'e yazarken buluruz. Stan'in kız arkadaşı hamiledir ve eğer kızı olursa adını bonnie koyacağını söyler (eminem'in çok sevdiği amcası ronnie intihar etmiştir).

İkinci kısımda ise Stan hala mektuplarına yanıt alamamıştır, biraz kırgındır. Eminem'e neden yanıt vermediğini sorar. Altı yaşındaki kardeşi ile birlikte imzalı resim almak için 4 saat soğukta beklediklerini ama eminem'in onları reddettiğini anlatır. Kız arkadaşının eminem'e olan sevgisi yüzünden sorun çıkartmaya başladığını belirtir. Hatta kendisinin eminem'in kaybedebileceği en büyük fanı olduğunu söyler ve "birlikte olmalıyız" şeklinde bitirir.

Üçüncü kısımda stan son derece öfkelidir (şarkıyı söylerken sesinden de bellidir), diğer hiçbir mektuplarına yanıt vermeyen eminem'e bu sefer arabada kaset doldurmaktadır. İçki içmiş ve süratli araba kullanmaktadır. Eminem'e türlü laneti okuduktan sonra arkadan bir çığlık gelir, stan hamile kız arkadaşının elini kolunu bağlayıp arabanın bagajına kilitlemiştir. Sonuna doğru stan arabayı köprüden aşağıya sürer ve denize düşerler, ancak kasedin kime olduğunu söylememiştir.



Dördüncü ve son kısımda Eminem stan'in önceki tüm mektuplarına cevap vermektedir. Çok meşgul olduğunu belirtir, kız arkadaşının durumunu sorar, kardeşi için imzalı bir resim gönderir. bütün bu süre zarfında stan'e sakin olmasını, kız arkadaşıyla daha çok ilgilenmesini, "birlikte olmalıyız" derken neyi kastettiğini anlamadığını söyler. Ancak mektubun sonuna doğru birkaç hafta önce sarhoş bir sürücünün bagajdaki eli kolu bağlı hamile kız arkadaşı ile birlikte arabasını köprüden aşağı uçurduğunu ve arabada kime olduğu belli olmayan bir kaset bulunduğunu hatırlar. Şarkı eminem'in o habere çıkan kişi ile mektupları yazanın aynı kişi olduğunu fark etmesiyle biter, şarkının son sözü "şimdi düşününce, o adamın adı... o sendin, stan!" şeklindedir."

**Bu hikaye ekşi sözlükte  varos cloudstrider adlı kullanıcıdan alıntılanıp düzenlenmiştir***




Bu şarkı Eminem'in gelmiş geçmiş en iyi şarkılarından biridir. Ayrıca Stan adlı kişinin gerçek adı bilinmiyor. Şarkıda Stalk ve stalker kelimelerinden esinlenerek Eminem'in böyle bir isim uydurduğu düşünülüyor.

Umarım şarkı çevirimi ve açıklamalarımı beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum :)Teşekkürler...

10 Kasım 2017 Cuma

Animelerden Seçmeler: Part 4


2015 yılından beri part 1-2-3- şeklinde öneri verdiğim animelere bir yenisini eklediğim için çocuk gibi seviniyorum. PART 4 hayırlı uğurlu olsun. 

Neden bilmiyorum ama şimdi anlatacağım animeyi nasıl ve hangi sırayla anlatacağımı bilemedim. Efsane oluşuna(olacağına) aşırı derecede güveniyorum.

1.Boku Dake ga Inai Machi (Erased) (Bensiz Kasaba)



A-1 Pictures yapımı olması ve bunu duyan animecilerin gözlerini fal taşı gibi açılmasını sağlar. Çünkü bilirler, Sword Art Online, Fairy Tail, Black Butlar gibi sevilen serilerin yapımcısıdırlar. 

Türü için  Fantastik, Gerilim, Psikolojik, Seinen diyebiliriz hatta bence Dram ögesini de eklemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ağlamak üzere olduğum anlar vardı.


Şimdi bu animenin konusu hakkında yazmadan önce herkese öneriyorum. Kuzenlerim daha önce hiç anime izlememişlerdi...Bunu izlediğim halde onlarında seveceğini düşünerek tekrar izledim onlarla. 2 günde seriyi bitirdik. Ve çok beğendiler. Hatta varsa bu tarz anime önermemi istemişlerdi.

Konusuna gelirsek;

Manga yazarı Satoru Fujinuma, kendisini ifade edememe korkusuyla yüzleşmektedir. Hatta bu yüzden mesleğini yapamamaktadır. Ancak, ölüm ve kötü olayları engelleyebilen doğaüstü bir yeteneği vardır. Bu olaylar gerçekleşmeden önce, zamanda birkaç dakika geri gider ve bu süreç sürekli tekrar eder; ta ki söz konusu olan olay önlenene kadar.
Bir gün, kendisini katil durumuna düşüren bir olaya karışır. Kurbanı kurtarma çabasıyla kendisini geçmişe yollar. Fakat, sınıf arkadaşı Kayo Hinazuki'nin kaybolmasından bir ay önceki zamana, ilkokul öğrencisi olduğu yıllara gelmiştir. Artık Satoru Fujinuma küçük bir ilkokul öğrencisidir. Bunun üstüne, Satoru kendisine yeni bir görev edinir: Kayo'yu kurtarmak ve kayboluşundaki gizemi çözmek. Bakalım Satoru kendini aklayıp Kaybolan arkadaşı Kayo'yu kurtarabilecek mi?

Satoru: Güzelsin.
29 yaşındaki eleman bunu yüksek sesle söylediğinin farkına varıyor :D 

Artıları çok fazla olan bir anime ama şunu söyleyeyim 29 yaşındaki birinin kendini 10 yaşındaki bedeninde bulması ve 10 yaşındaki birinin hayatını yaşamanın zorluklarını göreceksiniz. Dahası karakterin iç sesi ve 10 yaşındaki kendisinin çelişmesine tanık olacaksınız. Bu şekilde karışık anlatmış olabilirim :D Farkındayım. Cidden kendiyle konuşup çeliştiği sahneler benim çok hoşuma gitti.

İlk altı bölüm soluksuz izleyebileceğiniz bir temposu var. Spoiler olacak ama katil geçmişte. Bununda verdiği heyecanla Satoru ile katili arayacaksınız.Katili bulsanız dahi(benim tahminim doğru çıkınca) sinir olup kafanızı duvarlara toslayıp sinir küpü olmanız da muhtemeldir.

Animenin kalitesini bazen müzikler belirler anime dünyasında. Animenin kendisinin kaliteli olduğu gerçeği ile açılış şarkısını Asian kungfu generation adlı gruptan eski bir şarkıyı seçmişler. Mükemmel bir uyum.

Anime açılışı

Asian kungfu generation'ın canlı performansı: giriş muhteşem değil mi? *_*


Şarkının suyunu nasıl çıkartırız buyurun :D Ben öyle takıntılıyım ki her versiyonu var telefonumda :D




Bu beyin yani Pellek'in bir TOKYO GHOUL - UNRAVEL coverı var. Böyle diken diken dinliyorsunuz. O tizlere çıkışı sizi ürpertiyor. Konudan sapıyorum ama ben zati deli diye dolanıyorum sorun yok :D


Capon abiler yemediler içmediler bunun live-action filmini yaptılar. Elbette hayal kırıklığı oldu bizim için. Animenin myanimelist puanı 8.6 bence bu anime 9 puanlık bir anime. Herkes Death Note seviyesinde yazmış bence Death note'dan da iyiydi. Kurgusu ve karakterleri muhteşemdi. Eğer şans vermek isterseniz TürkanimeTV ve Dizibox gibi sitelerde güvenle izleyebilirsiniz. Unutmayın 2016 yılının en iyi animelerinden birini önerdim size ;)

Ve ikinci animemiz...

2.Udon no Kuni no Kiniro Kemari 💞

Tam anlamıyla bir slice of life(yaşamdan kesitler) türünde bir anime izleyeceksiniz.Hatta en iyisini diyebiliriz. Fakat fantastik olanını.


Konusu;

Souta Tawara Tokyo'da çalışan bir web tasarımcısıdır.Zamanında memleketinden babasıyla tartışıp ayrılmıştır.
Memleketi Kagawa'daki ailesinin Udon dükkanını ziyaret ettiğinde, 
küçük bir erkek çocukla karşılaşır. Bu karşılaşmanın hemen sonrasında çocuğun sırrını öğrenen Souta, Poco'ya bakmak için işini bırakmaya karar verir. Bu ikisinin günlük maceraları Poco'yu yavaşça sarmalarken, Kagawa'dan; "Udon Kralığı'ndan" geçerken Souta'yla birlikte kendisine yol gösterici olur.

TürkanimeTV'den alıntdıır...



Barakamon izlemiş olanınız varsa direkt başlasın. 

Animenin çizimleri o kadar şirin ki karakterleri izlerken yanaklara dalma hissiyatı yaşıyorsunuz. Souta ve Poco'yu izlerken içiniz ısınacak, sımsıcacık olacaksınız. Hatta belki de poco gibi bebeniz olsun isteyeceksiniz. Yerler onu. Kışın yayınlanmıştı sıcacık tüketmiştik <3



Animeyi bitirince ebeveynlerinize gidip bir bakacak.. İyi ki varlar diyeceksiniz eminim. Genç bir adamın baba oluşunu bir çocuğa umutla bağlanmasını izleyip özeneceksiniz. Hatta daha ileri gidip Souta'ya kısmetler aramaya başlayabilirsiniz :) (Aday var :P )


İzlemek isteyenler TürkanimeTV'den izleyebilirler.

Ayrıca açılış müziğini de çok beğeneceksiniz.




Üçüncü animemiz bir seri olmasa da Hiyokoi adlı manga'nın Special OVA'sı.

3. Hiyokoi / Hiyo'nun Aşkı💘

Minnoş ufak Hiyori ile Kavak gibi boyu olan sırma saçlı oğlanın karşılaşma hikayesi...

Türü romantik-komedi ve okul olan bir anime ama sevimlilik derecesini sorarsanız 9.5 :D 



Konusu;


Hiyori utangaç, ufak tefek bir kızdır. Geçirdiği trafik kazasından 1 yıl sonra ilk kez okula gidecektir ve biraz da korkmaktadır. Arkadaş edinmek için çabalayan Hiyori, yoksa daha fazlasını mı elde edecektir?

Fakat bu hikayenin acı verici bir yanı var. Bir bölüm ve  sadece 22 Dakika. İzleyince şirinliklerine kapılıyor niye başka bölümler yok diye zırlıyorsunuz (yaptım :D )


Fakat mangası da çok güzel. Yani en azından Türkçe olarak takip etmenizi öneririm.

İzlemek isteyenler TürkanimeTV'den izleyebilirisniz. Türkçe Okumak isteyenler Mangatr'den okuyabilirler.

Daha uzun bir şekilde bu listeye devam etmek istiyordum. Fakat yıl sona ermeden yeni bir yazım olsun istedim. Bu yüzden kısa kesiyorum. Dilerseniz diğer partlara(yazının başında iç içe geçen partları belirttim) bakabilirsiniz. Umarım beğenir ve düşüncelerinizi paylaşırsınız. 💗💗 Okuduğunuz için Teşekkürler 💜💛



30 Eylül 2017 Cumartesi

Teen Wolf: Başında Kavak Yelleri Esen Ergen Kurt>> Dizi Eleştirisi


Bu seriyi bitireceğimiz günler gelecek miydi? Kocaman 6 sezonuyla bir şekilde sonlandı Teen Wolf.

İlk sezonlarda avcılar-kurt adamlar sorununu işlerken ergenlik sorunlarına da el atıyorduk. Şikayetçi değildik. Belki de onların sorunları bizimde sorunumuz diyorduk ta ki aslında onlar kadar özgür olmadığımız gerçeğine dan diye çarpana kadar. Evet evet, bu noktada nasıl bir okul, nasıl öğretmenler bunlar nasıl devamlı oynaş kişneş(annemin lafıdır😆) oluyorlar len diye isyan ettiğin dizidir.

İlk Sezon Posteri

Neyse bunları hayal ürünü diye nitelendirdik, devam ettik. Yani en azından ben öyle yaptım :D Şimdilik size finaline ve genel olarak bir eleştiri yapacağım.



Konusunu tahmin edebileceğiniz üzere ergen bir çocuk kankasıyla ormanda gece dolaşırkene(ormanda gece dolaşılmaz ama işte yabancılar karanlıkta diğer odalara ışık yakmadan gidebildikleri gibi ormana da geceleyin gidiyorlar :D ) alfa kurt adam tarafından ısırılır. Tabii hemen ertesi günü bayağı güçlü çevik atik...bunların hepsi aynı anlamda olabilir idare edin. Ergen kurt adamın ve arkadaşlarının yaşadıkları zorlukları izliyoruz. Aslında bana sorsanız karanlık yüzü ve doğaüstü yönü olmadan tam bir One Tree Hill, The O.C, Gossip Girls ve daha nicesinin benzer gençlik dizisi tarzındaydı. Hatta az zorlayalım.. Kavak Kurt Yelleri :D Yani baş oğlan sevgili buldu, sevgilisi ve ailesi sorunluydu vs klişe gibi gelse de oldukça iyi kıvırdıklarını ilk sezonların çok eğlenceli olduğunu düşünüyorum. Yoksa 6 sezonu babalarının hayrına izlemedik :)


Herkesin kankası, sevgilisi Stiles aynı zamanda başrol kurtadam çocuğumuz Scott'ın kankasını çok sevdik. Çünkü olaylara tepkisi, bizim izlerken verdiğimiz tepkilere benziyordu. Olayları korkuyla karışık dalgaya alması, saflığı, bilgiçliğiyle Stiles'ı Teen Wolf izleyicisi sahiplendi. Hatta karşılıksız aşkına kavuşsun diye anketler imzalar toplamış bir fandom sevgisinden bahsediyoruz.

Sizce bu sevgi bir rastlantı mı? Stiles'ı canlandıran Dylan O'Brien, ilk Scott seçmelerine gitmiş ama Stiles'ın repliklerinin ve ruh halinin sevimliliği yüzünden o rol için seçmelere girmiş. Seçmelere girmiş diyorum ama bizimkisi sadece youtube videolarının izleme linklerini bırakmış :D Bence dünyanın en akıllıca hareketini yapmış.



Dizide son sezonda yokluğu o kadar belli oluyordu ki... ayrılmamıştı diziden ama onu her bölümde görmek istiyordu seyirci. Çünkü Scott ve Stiles bir elmanın iki yarısı, Zeki ve Metin'i gibiydiler. Zaten bundandır ki son sezon tam bir hayal kırıklığıydı. Artık kim geri gelecek diye izliyor, o ölmüş bu satılmış, bu kim diye sorgulamıyorduk. Zaten reytingler de yandı gülüm keten helva tarzında ilerliyordu. En azından Scott ve Stiles'ı canlandıran oyuncular gerçek hayatta da çok iyi arkadaşlar.



Birkaç sezonun en büyük sorunu kimilerine göre Scott'ın güçsüzlüğüydü...Ben böyle diyenlere gülüyorum. Olum bu adam bip spoiler ona göre okuyun.




9 Ağustos 2017 Çarşamba

Hyunbinaskı Yanlışlıkların Adamı ^^

Aylardır post yayınlamamışım. İlk postum aylardır ne halt yediğimle alakalı olacak ☺Herkesin bildiği üzere çok sıkı bir manga takipçisiyim. Öyle merak ettim ki nasıl düzenlendiğini, anlayacağınız işin evrelerini merak edip manga çevirmenliği için başvurdum. Fakat başvuran kişiler sağ olsun biraz beni  biraz sohbetimizi dalgaya alıp konuştular saçma hareketlerde bulundular.Belki de konuşan kişiden kaynaklanıyordu ama soğuttu. Fansubun adını söylemiyorum bu yüzden. Daha ben ne oluyoruz demeden abuk sabuk hareketlerden kaçtım anlayacağınız. İlk adımda böyle bir şeyle karşılaşınca boş veriyorsunuz...



Bu olaydan birkaç hafta sonra TürkAnimeTV'de yeni sezon animelerinin haberlerini okurken bir de ne göreyim TAÇE yani Türk Anime Çeviri Ekibi çevirmen arıyor. Neyse hemen yazdım.Ama ben çevirmen olayım içgüdüsüyle yazmıyorum çünkü yeni yeppudaa'dan ayrılmıştım. Kafamı dinlediğim, öyle bir iki bişi yapmak istediğim zamanlardı.



TAÇE'de ilk konuştuğum kişi gayet ciddi konuşuyordu. Tamam dedim işte aradığım yer. Kasmıyor, germiyor, saçma sapan dağıtmıyor, seninle adamakıllı olayı konuşuyordu. Neyse meğersem ben oraya haber çevirmenliği için başvurmuşum, bunu anlayınca ben anime çevirmek istiyorum dedim. Gerçi ikisi içinde gelmemiştim derdim yine manga çevirmenliği yapmak.

I Love Yoo(Webtoon)

İşin komik yanı benim anime çevirmek gibi bir amacım yoktu aslında. Zaten olağan meşguliyetten yeni kurtulmuştum. Nasıl oldu da anime çevirmek istiyorum dedim hala o kısmı bilmiyorum. Sanki bir anlık güzel bir hataydı. Aslında o an benimle konuşan kişiden, "Aaa öyle mi o zaman başka sefere inşallah, anime çevirmenliği için alım açıldığında yine gel, tamam mı?" demesini beklemiştim😂



Onun yerine, hemen seni anime çevirmen alımı konusuyla ilgilenen arkadaşıma yönlendireyim dedi ve anında yönlendik adfg Ama ne yönlenme, çevirmen ihtiyaçları varmış zati... Başka bir gün için konuşmak için sözleştik. Aslında amacım ilk başta anime vs olmadığı için o an gidebilirdim. Ama bir işe başladım mı gerisini getirmek zorunda hissediyordum ayrıca merak ettim ekibi. Çünkü çok fazla anime izliyorum ve TAÇE'de izlediğim her şey mükemmel bir çeviriyle sunulmuş oluyordu. Doğrusu benim gibi imla kurallarına pek dikkat etmeyen birine pek uygun değildi. Ama anime serilerinin çeviri evrelerini dahi merak ediyorum.(zaten benim başıma hep meraktan geliyor ne geliyorsa sdfg) Ve konuştuğumuz zaman çok sürmedi ilk serime yarım kalmış serilerden birisini alarak başladım.



Aslında hep korkuyordum, ya istemediğim bir animeyi zorla çevir derlerse... Başıma böyle şeyler geldiğinden belki bir belki yüz defa sormuşumdur: "İstediğim animeyi alabilirim, değil mi?" Her defasında cevap: "Elbette, istediğini al. Çevir." 😂 O kadar çok sordum ki hatta bir an kızıp yeter git diyebilirlerdi.. Neyse ki sabır taşıymışlar bunu da öğrendim. Hani bir yerde sabırları tükenirse falan asla kızamam çünkü ben yani, mal ortada sdfg



İlk çevirdiğim seri: İndirmek için: Jubei-Chan 2
                                İzlemek  için: Jubei-chan 2

...sonra bir yarım seri daha aldım :)

İzlemek için: Tetsuvan Birdy 2

son bir bölümüm kaldı ama nasıl sürünüyorum...Çünkü pc sorunları özel hayat... vs...

Güncellere geldik o sıra. İlk güncelim Sakurada Reset.. Fakat hardsub denilen formatla yayınlanıyor. Yani altyazı dosyası yok. Endonezce alt yazı buldum ondan çevirmeye başladım. alışık değilim ilk gidip gömülü ingilizce altyazıya bakıp sonra onu endonezce'ye yazmaya. 2-3 günde bir bölüm çeviriyorum ama gece 1-2 gibi pilim bitmiş oluyor sdfg Hatta ekibe de sürekli yazıyorum daha doğrusu şikayet ediyorum. Niye normal bir ingilizce altyazı dosyası çıkmıyor diye. Üstelik başka bir fansub daha çeviriyor seriyi. Komiktir onlar 48 saat dolmadan veriyorlar bölümü. Ayrıca iki kişi çeviriyorlar, normal tabii, çünkü 500 satırdan fazla oluyor daima bölümler. Ama nasıl hırs yapıyorum görseniz diğer fansubtan önce vericem diye.Üstelik tek başıma çeviriyorum..Fakat ekipte onlardan önce vermemin imkansızlığını anlatıp duruyorlar.Bazen cesarette verseler benim inat işte.Neyse sonra öğrendik ki normal altyazı dosyası çıkacakmış ben rahatlıyorum. Sonra bir ara benim ve encoderım olan arkadaşın meşguliyetinden dolayı ara verdik animeye. Tabii diğer fansub devam ediyor. Anlayacağınız benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez. Encode yapan arkadaş çok sabırlı biri, yani en azından benim gibi birine dayanıyor adfg

Fukumenkei Noise izlemek için: TIKLA

Fukumenkei Noise


Henüz Sakurada Reset'i bitirmemişken bir güncel daha alıyorum. Yani açgözlülüğün ohalı hali sdfgh Müzikli shoujolu "Fukumenkei Noise" adlı bir seri. Elbette bitirdim onu. Hayatımda izlediğim en mal kız karakteri çevirdim diyebilirim. Ama erkek karakterler hojtular asdfg Tamam tamam bakmayın :)

Fukumenkei Noise

Fukumenkei Noise'u çevirince başka bir güncel daha aldım ama hala Sakurada Reset'e devam ediyorum. Yine bir açgözlülük.


Yeni serinin adı: Nana Maru Batsu-san. Fakat gel gör ki serinin ikinci bölümünde sülalem olacak inci tanelerim önce Zongulda'ğa sonra İzmit'e gideceğiz diye tutturdular. Sonuç Deryagül Tatilde serileri başlar. Encode yapan arkadaşa gitmek zorundayım derken içim sızladı çünkü bu kadarına da pes yani. Ben olsam, "Ama Derya yettin gayrı. Pılını pırtını skype'ını, srt dosyanı topla ayrıl artık, bu kadar ayrıcalığı babama göstersem şimdiye mecliste buzlu kahve içiyor olurdu." derdim zahar :D Hiç şikayet etmedi ama halinden belli: "Yetti be!" diye inlediği :D Neyse geri döndüm 3-4'ü çevirdim verdim.Sakurada'nın 11 ve 12'sini  aynı anda çeviriyorum, düzenliyorum.Sen 5.bölümü indirirken pc çök asdfgh

Nana Maru Batsu-san
Nana Maru Batsu-san izlemek için: TIKLA

Vallahi kötü şans heybemde geziyorum :d Neyse hemen genç bilgi diye bir tamirciye götürdüm. PC'yi düzeltti. Aman o da ne pc eve geldi çalışmaz, neymiş ağ bağdaştırıcı sorunu vs...Ben bağdaşamadım zamanla hayatla, pc'im nasıl yapsın.Neyse sonuçta yapıldı. Ama o gün eve "Niahahaha, bitiremeyecen çevirileri işte,yeni iş başvurularına yanlışlıkla terlikle katılmana bile neden olacem" diye böğüren  yaratık geldi. Halk arasında misafir deniliyor ona. Halbuki sadece manga çevirmek istemişti ama Deryagül streste :D



Dert anası Derya hyunbinaşkı'yı okudunuz efendim :)